17 Nis 2013

çekyatta seks başkadır



şimdi erkek milleti yok Türk kızları vermiyor, yok Rus kızları üstüne para veriyor, yok Amerikalı kızlar almayanı dövüyor türünden söylemlere bayılıyor. Türk kızları gitsin Rus kızlar gelsin ile başlayan akım en nihayetinde “ Türk kızları gitsin gerisi fark etmez” noktasına kadar geldi. hazır hanım da evde yokken dün gece oturdum düşündüm, ulan dedim acaba Türk kızlarına haksızlık ediyor olabilir miyiz? işte sonuçlarına dair biraz ipucu;

Amerikalı adam sevişmeden önce 3. randevuya kadar bekliyor, öyle ilk buluşmada “hadi bize gidelim film izleriz” ayağı yapmıyor. 3. randevuya kadar ilk iki randevuda iyi geceler öpüşmesi için ilk hareketin kadından gelmesini bekliyor, kafe köşelerinde kızı kuytularda sıkıştırmıyor. 3. randevunun akşamında davetin kadından gelmesini bekliyor, yukarı çıkıp birer kahve içelim mi demesini bekliyor. senin gibi kayalıklarda kızın götünü başını elleme gayretine girmiyor. eve çıktığında rahat davranıyor, koltuğa oturuyor, içkilerini alıyorlar sohbet ediyorlar. senin gibi “annenler nerde? biri gelmez dimi?” türünden sorular sormuyor, kapıdan girer girmez abanmıyor. sevişmek için ilk hareketin kadından gelmesini bekliyor, onun rızası olmadan yakınlaşmıyor, senin gibi “lan az yakınıma gel”, “valla donu çıkarmayacağım”, “üstünden biraz okşayayım” diye tahrik edici sorular sormuyor. sevişmenin ardından usulünce kalkıp evine gidiyor, gecenin bir vakti otobüs bulamam hem akbilim de boş diyerek osura osura yatmıyor. hadi diyelim kalacak kalkıp sevişme sonrasında duşunu alıyor, kadınla sohbet edip onun için sadece bir et olmadığını gösteriyor. senin gibi “şimdi kim uğraşacak ya” deyip götünü devirip uyumuyor. sabah erkenden kalkıp ufak bir kahvaltı hazırlıyor, senin gibi uyanır uyanmaz sigara yakıp, külünü komodinin üzerindeki bardağa silkmiyor.

hadi diyelim toplumsal gerçeklerden dolayı kızın evine davet etmesi zor, bu noktada ecnebiler bizden bir adım ileride, peki kızın erkeğin evine gelmesinde durum farklı mı? görelim farklı mı?

bir kere evi bok gibi olan, annesi babasıyla kalan, keş tiplerin evine giden kızlar da o erkek gibi olduğu için sıkıntı olmuyor, bu durum bizde de böyle onun için ortalama bir tip üzerinden gideceğim. adam kızı evine kahve içmek için davet ediyor ya da ders çalışmak için, senin gibi her defasında film izleriz demiyor. eve gitmeden önce ya güzel bir yerde yemek yiyorlar ya da adam kıza evde güzel bir yemek hazırlıyor böyle şaraplı falan, senin gibi kardeşler dürümcüsünden iki acılı adana söylemiyor. eve girdiklerinde adam kıza evini gösteriyor, kız adamın fotoğraflarına bakıyor oradan illaki acıklı bir hikaye çıkıyor, oturup şaraplarını içerken sohbet ediyorlar, biraz daha derinlerine iniyorlar. senin gibi kızı burası benim odam deyip bir odanın içine tıkmıyor, aman sessiz ol ev arkadaşım huysuzun tekidir diye ortalığı germiyor. adamın evinde couch dedikleri geniş kanepesi var, buzdolabı, yemek masası, yatağı var. senin gibi her işini çekyat üzerinde görmüyor. adamın duş alınabilecek bir banyosu, kullanılabilecek bir helası var, senin gibi kız tuvalete giderken arkasından “musluğu çok sıkma contası bozuk kaçırıyor”, “sifon bozuk yandaki kovaya su doldurup dök” diye bağırmıyor. adam yemeğini yiyor, sohbetini ediyor, ellerini tutuyor, göz göze geliyor ve kadının işareti ile yatak odasına gidiyor, senin gibi dürüm yediği çekyat üzerinde kızı soymaya çalışmıyor. diyelim ki spontan bir seks dönüyor, adamın evinde tuvalette bile sevişmek mümkünken, senin evinde spontan seks için yatağın bile uygun olmuyor.

yani netice itibariyle güzel kardeşim. sen Türk kızından sevişme beklediğin şartlarda bir ecnebi kadın ile birlikte olamazsın. yahu parayla yaptığın sekste bile kadın seni zorla, parasını da alarak duşa sokmuyor mu? sen yabancıya bu özeni gösterirken Türk kızından neden üzerinde sigara yanıkları olan çekyatta üstün performans göstermesini bekliyorsun? bana inanmıyorsan benim güzel arkadaşım aç bir porno sitesini “amateur turkish” yaz çıkan videoların ilk 5 dakikasını izle, bu anlattıklarımın aynısını görmezsen gel suratıma tükür. ben "amateur turkish" videolarından çekyat modeli beğendiğimi bilirim. şimdi git bi de ecnebinin amateur videosuna bak, adam nasıl bir seks ortamı yapmış kendine gör.

son olarak demem o ki, sen Türk kızına ne sunuyorsun ki ne bekliyorsun arkadaşım. kıza Avrupa standartlarında bir sevişme, bir sevişme ortamı, bir ilgi mi sunuyorsun ki ondan bir İtalyan  bir Fransız olmasını bekliyorsun? hata biraz da çekyata bu kadar prim veren biz Türk erkeklerinde!

çekyat ney lan!?

not: illaki bu entry’mle kız düşürmeye çalıştığımı sana arkadaşlar olacaktır, aferin beni tanıyorsunuz.

Veli toplantısı bitince siz kalın lütfen...




bu psikolojiyi anlatmam mümkün değil. zaten 50 kişilik sınıf ve gördüğüm kadarıyla bütün veliler gelmiş. herkes çocuğu hakkında bilgi alma, “aleyna çok akıllı”, “semih çok iyi bir öğrenci”, “merve çok başarılı”, ”keşke bütün çocuklar cem gibi olsa…” türünden laflar duymak istiyor. ama ben gerçekçiyim “Ali bey oğlunuzda bi sıkıntı yok” dese bana yetecek.

ali, yasin, sinem, fatma, çağla, bartu, filiz… bizim oğlanın numarası kaç? diye düşünmeye başlıyorum. sanki başarılı öğrencileri en başa koymuşlar da başarısızlar sonlara kalmış gibi bir hissiyat kaplıyor içimi. ismi ilk okunan çocuğun velisine bakıyorum, ondaki gülümseme de onun da benim gibi düşündüğünü gösteriyor. çocuğu birinci olmuş gibi kıvançlı eleman.

50 veli içinde sayılı erkek velilerden biri olmam, çocuğun isminin hala okunmaması, öğretmenin çok gerçekçi olması, lafı pat diye koyması beni gerdikçe geriyor. hazırladığım cümleler bir bir uçup gidiyor aklımdan, çocuk hangi kitapları okudu? toplama yapabiliyor mu? okuması hızlandı mı? bir dakikada kaç kelime okuyor? hecelemeyi tamamen bıraktı mı… olm hiçbiri yok lan aklımda?

derken bizimkinin adı okunuyor, içinde bulunduğum gerilimle sanki öğretmen beni sözlüye kaldırıyormuş ya da sınav notumu söyleyecekmiş gibi ayağa kalkıyorum. millet bir hamlede bulunacağımı sanıp bana bakıyor ama ben kendimde bir tuhaflık görmüyorum. ulan senden önce 35 çocuğun adı okundu, bir tek veli ayağa kalktı mı geri zekalı! diye bir düşünce gelmiyor aklıma. öğretmenin "diaze bey oturarak da dinleyebilirsiniz" demesiyle mallığımı fark edip oturuyor, öğretmenin oğlunuz über demesini bekliyorum.

“Ali Bey isterseniz sizinle toplantıdan sonra konuşalım” diyor. artık toplantıdan sonda bana, “herkesin içinde demek istemedim, olan var olmayan var ama oğlunuz dahi Ali Bey” dese bile fark etmez çünkü herkes ama herkes bana döndü ve acır gibi baktı. "yazık lan artık ne kötü bir durum varsa insan içinde diyemedi öğretmen" diye düşünmeye başladı. bu gurup içinde ben de varım. aklıma en kötü şeyleri getiriyorum. halbuki diyorum kendi kendime, çocuk hiç de geri zekalı gibi görünmüyor diyorum, kendimi avutacak kelimeleri bulamıyorum. ahmet’i, ayşe’si bitse de ne duyacaksam duysam diyorum. acaba milletin bir şeyini mi çalıyor, kızların eteğini mi kaldırıyor, kavga mı ediyor, küfür mü ediyor, hiperaktif mi lan… kafam patlayacak.

23 nisan’da gezi varmış çocukların başında olabilir miymişim… arkadaş bunu içeride söylesene ya da çocuk iyi sizden de bir şey isteyeceğim toplantıdan sonra kalın desene. beni niye geriyorsun, niye evladım hakkında bilinç altımda kalmış pis düşüncelerle yüzleştiriyorsun beni? allah insanı veli toplantısından sonra “sen kal” denilen velilerden etmesin. o 15 dakikada kendi öz evladımdan tiksindim yemin ediyorum.

Benimki belli etmez ama beni çok sever....




şunca yıllık erkeğim kadınlar tarafından övülmelere, yere göğe sığdırılamamalara doyamayan bir erkek türü varsa, o da seven, sevdiğini belli etmeyen, kelimelere dökmeyen ama hareketleriyle arada sırada hissettiren erkek türüdür arkadaş. ne zaman çiftli bir ortamda bulunsak, evli arkadaşları ziyarete gitsek, eşimden dedikodu alsam işittiğim, övülen tek adam budur. “bizimki sevdiğini söylemez ama bilirim ben sever” diye başlayan cümlelerle ibnenin evladı övülür de övülür.

bak şimdi ben kendimi övmeyi sevmem ama düşünceli biriyimdir. bugüne kadar eşimin bir gün pazar alışverişi yapmışlığı, bir gün cam silmişliği yoktur. her haftasonu temizliğimi yaparım, bulaşık makinesini doldururum, eşim doldurmuşsa mutlaka ben boşaltırım, çamaşırları birlikte asarız, haftanın iki günü çocuğa bakarım, o kız arkadaşları ile gezer, sinemaya gider, tiyatroya gider. ama arkadaş karısının bilmem kaç zaman önce istediği ayakkabıyı unutmayıp da doğum gününde alan “bunu istemiştin al “ diye veren adam kadar kıymetim yok! neymiş o bu hareketiyle sevdiğini belli ediyormuş, lan amcıks ben her gün belli ediyorum? kusurumuz bunu arada bir yaptığımız salakça bir hareketle hissettirmemek mi?

kadınları anlamak için burada sürüyle yazı yazdım; aslında çok basitler, biraz dikkat edin anlarsınız falan dedim ama değil. arkadaş 15 yıldır resmen saçımı süpürge ettim, hala spordan eve dönerken karısı seviyor diye kadayıf alan kocanın mertebesine erişemedim. hala daha bu adam bana örnek gösteriliyor ya ona bozuluyorum. demek ki neymiş? kadınlara istedikleri şeyi öyle hemen şıp diye vermeyeceksin, verirsen kıymeti olmuyor arkadaşım. ayda yılda bir bir kilo baklava götürüp aklını alacaksın.

lan 8 yıldır cam siliyorum ben be, amına kodumun kerim’i bir kutu tatlı aldı diye benim önüme geçecekse ben o kerim’i de, yaptığı işi de sikerim. belli etmiyormuş da hissettiriyormuş, hissinize sıçayım. almıyorum lan toz moz.

aman tanrım çocuğum bildiğin vasat!





org - 100 lira
şövale+tuval+boya+fırça – 200 lira
flüt+trampet+mandolin+melodika – 150 lira
çocuk kitapları – 100 lira
kostümler – 200 lira 

çocuğunun yeteneksizin allahı olduğunu fark etmek paha biçilemez…
hep bir yeteneğim olduğuna ve bunun ortaya çıkarılamadığına inandım. ailemin beni ehil ellere teslim etmediği için bu yeteneğimin güdük kaldığından ve zaman içinde yok olduğundan işkillendim hep. oysa bugün belki bir virtüözdüm, belki bir ressam ya da çok okunan bir yazardım. belki balettim kim bilir, ama olmadı işte malın teki olup çıktım. 

istedim ki aynı şey çocuğumun başına gelmesin, doğumundan itibaren gözlem altında tutayım, yeteneklerini anında keşfedip geliştirilmesi yolunda adımlar atayım. bunun için yukarıda saydıklarımı ve daha fazlasını alıp yığdım eve. müzisyen mi olacak, resme mi ilgi duyacak, yazıyla mı iç içe olacak yoksa drama yeteneğini mi gösterecek bizlere diye bugüne kadar uğraştım. 

kolay değil, 2 yaşında çıktığım bu yolda bugün 3. yılımıza girdik ve ben bisikletini ters çevirip, eliyle tekerleklerini çeviren ve bundan delicesine haz alan çocuğuma baktıkça…

vasat altı bile olabilir. oysa ben 7 yaşında ilk konçertosunu yazarsa ne yaparız diye uyku uyuyamıyordum lan, ödülüm bu mu olmalıydı? bisikletinin cıyaklayan kornasını eline alıp salonun ortasında bağırarak koşan bu çocuk benim mi allahım? ya cama oturup dışarı su sıkan bu çocuk?

o ebeveyn benim, org isteyen varsa söylesin...



11 Nis 2012

Türkiye'nin ilk ciddi seri katili :ERDİ

Selam, ben Erdi, 26 yaşında Bilgisayar mühendisliği terk bir insanım. çocukluğumdan itibaren hep ümit vaat eden, ailemin göz bebeği biri oldum. ilkokul 4. sınıftan itibaren her yıl ücretsiz olarak dershanelere gittim. yaşadığım küçük ilde bulunan tüm dershaneler beni kapma telaşındaydı, bu uğurda aileme para, bana burs, komşu çocuklarına indirimler, erzak yardımı neler neler verilmedi ki. ama babam gururlu bir adamdı, tercihlerimizi bir kilo buğdaya, iki kuruş paraya göre yapacak insanlar değiliz deyip beni kendi seçtiği bir dershaneye yolladı.

neyse siktir edin şimdi dershaneyi falan, benim size anlatacaklarım bambaşka, aşağı yukarı hikayenin bundan sonrasını anlamışsınızdır. dershaneye gittim, deli gibi çalıştım, babamın gözü sürekli üzerimdeydi, onun istediği bilgisayar mühendisliğini yazdım, dereceyle sınavı kazandım, İstanbul'a geldim, ikinci yıl amı götü dağıttım. işte size anlatmak istediğim amı götü dağıttıktan sonra olduklarımla ilgili.

öğrenci işlerindeki kadın ilk yıl okula yazılırken babama "İstanbul büyükşehir, dikkat edin çocuğu yutmasın, başında olun mümkünse" demişti de babam, sanki ağzında piposu, başında silindir şapkasıyla konuşan bir sir (sör) edasıyla "benim oğlum kendini bilir siz merak etmeyin" diyerek göz ucuyla bana bakmıştı. kendimi bilemedim hiç amına kodumun İstanbul'unda. eğer İstanbul'a ilk geldiğimde "seni yeneceğim İstanbul" türü bir çıkış yapmış olsaydım, geldiğim şu nokta itibariyle İstanbul elime çok net vermişti.

ama bugün öç alma günü, İstanbul benden aldıklarının bedelini, her hafta içinden bir can vererek ödeyecek. evet yanlış duymadınız, her zeki ve ailesinden baskı görmüş normal insan gibi ben de seri katil olmaya karar verdim. İstanbul'dan, babamdan, okulumdan, beni hiç sevmeyen enformatik hocamdan intikamımı bu şekilde alacağım, her öldürdüğüm beden onlardan aldığım intikamın bir parçası olacak.

kafamda belli hedefler yok, ama kolaydan başlamak istiyorum. bu gece bir fahişe öldüreceğim. kopya cinayetler işlemek istiyorum. karındeşen jack gibi fahişeleri, ted bundy gibi genç kızları, çivici katil gibi yaşlıları, kolici katil gibi önüme çıkan ilk kişiyi, charles manson gibi ünlü birisini, richard ramirez gibi rastgele kişileri öldürmek istiyorum. tek ortak noktaları beni bugün bu hale getiren durumdan izler taşımaları olacak.

şimdi çıkıyorum, bu gece İstanbul bir orospunu kaybedeceksin....


- çok istiyorsun
- git elini sik o zaman
- lan doğru konuş, altı üstü bir am be!
- rıfkııı, sıkıntı var
- şişşşş tamam tamam, nerede yapıyoruz, bana gidelim mi?
- sana sokayım, benim otele gideceğiz
- bize gitsek
- lan at yarrağı kafası, hem üç kuruş para için pazarlık ediyorsun hem de eve götürmekten bahsediyorsun, akbille mi götüreceksin eve?
- taksi tutarım ayıp ediyorsun
- anlaştığımız fiyatın üç katını isterim
- hassiktir amına koyum
- parayı ver koyarsın kocacım

nasıl olsa öldüreceğim neyin pazarlığını yapıyorum iki saattir amına koyim?

- tamam lan
- para peşin ama
-....senin otel nerede, oraya gidelim o zaman
- amcık! çık lan parayı peşin, otel parası da senden
- o kaç para?
- 100 kaat da onun için alırım
- ebesinin nikahı? Hilton'a mı gidiyoruz
- lan siktir git iki saattir tezgahın önünü kapadın
- tamam be tamam, yürü

yolda planımı gözden geçirirken fark ettim ki aslında hiçbir planım yoktu, tek planım bu gece bir orospuyu öldürmekti ama nerede, nasıl, neyle öldüreceğimi hiç düşünmemiştim. işin garibi, her cinayetim benden bir iz taşıyacaktı ama izlerin ne olacağını bile bilmiyordum. bir an aklıma gittiğin dershanenin resimsiz kimliği geldi, ama üstünde ismim vardı. babamın vesikalığı diye düşündüm, aklımdan şüphe ettim.

izi siktir et şimdilik, cinayeti neyle işleyecektim. o sırada marketin önünden geçtiğimizi fark ettim, "burada dur, dur burada" diye bağırdım taksiciye. ne oldu abi der gibi baktı, adının okşan (!) olduğunu öğrendiğim fahişe de bakınca, bir şey almam gerekli diye araçtan fırlayıp markete girdim. bıçakların olduğu reyona doğru seğirtirken, bu gece buradan alacağım şanslı bıçak bir fahişenin iç organlarını görecek, onun kanıyla beslenecek gibi hiç de ağzıma yakışmayan düşünceler içinde sayıklıyordum.

reyona geldim, yuh amına koyim en ucuz bıçak 80 lira! ortacıya seslendim, "birader bunların daha uygunu yok mu?" derken aklıma marketlerin kamera sistemi ile korundukları fikri geldi. neyse boş ver deyip, 20 liraya beşli meyve bıçağı seti alıp çıktım. kasanın üstündeki kameraya yüzümü göstermemek için çok uğraştım. ama aklıma otel buraya yakın mı acaba düşüncesi geldi, eğer yakında cinayetin ardından dedektifler, otelin etrafını 2 km çapında tarayacaklardı, bütün mobese kameralarına bakacak, otele fahişe ile birinin girdiğini, ama aynı kişinin tek çıktığını görecekler, kıyafetinden mobese kameralarından nerelere gittiğini bulacaklar, ardından markete ulaşıp, kamera görüntülerini inceleyecekler, ve orada ortacıya malak gibi "birader bunların daha uygunu yok mu?" diye bağıran beni görecekler, aldığım bıçak seti ile kadının vücudundaki "1" bıçak yarasını (okulun birinci yılında atıldığım için bir kere bıçaklayacağım, 2. yıl atılsaydım iki olacaktı, 3 olsa 3 ve öyle devam edecekti) eşleştirecekler, sonunda taa kadınla muhabbet ettiğim yere kadar ulaşıp fotoğrafımı bastıracaklar ve ertesi gün armut toplar gibi alacaklardı beni içeriye. tek cinayette kalmış seri katil olmayı hiç istemiyordum.

bu düşüncelerle marketin dışına çıktım, bir sigara yaktım, karıyı otele götürüp sikeyim, bugün etüd çalışması yapmış olayım cinayeti yarın öbür gün işlerim nasıl olsa acelesi yok dedim kendi kendime. sigarayı yere atarken, izmaritten dna'mın fışkırdığından haberdardım, zekam beni bile ürkütmeye başlamıştı. ben bu seri katillik işini kıvıracaktım, bunu o an anladım.

- abi görmedin mi ya tam burada indim taksiden? bekliyordu beni burada.
- hemşerim sen inince bastı gitti adam, ne bileyim
- ya insan bi plakasını falan alır be abi ya
- durduk yere taksinin plakasını niye alayım, mal mısın nesin?
- para verdim ben ya o kadar?
- inmeyeceğin taksinin parasını niye veriyorsun ki, gerizekalı mısın sen?
- ya karı vardı içinde, ona verdim
- ....karı derken?
- ya yok bi şey tamam, hadi eyvallah.
- burada öyle işler olmaz, bi daha buralara gelme talukatını sikerim senin, götveren puşt.

dönüp meyve bıçaklarından birini bu esnaf bozuntusunun kalbine saplama isteğim o kadar yüksekti ki kendimden korktum bir an. sakin ol Erdi dedim, sen seri katilsin, böyle basit işlerle bu enerjini, iştiyakını köreltme. arkama bile dönmeden orta parmağımı havaya kaldırarak olabildiğince karizmatik şekilde, sessizce fuck you dediğimi anımsıyorum en son. lan sen kime hareket çekiyon, amına koydumun gavadı seni lafıyla birlikte kendimden geçmişim....


bekle istanbul, iki güne çıkıyorum bu kokuşmuş hastanenden. işte o zaman kork benden, ted bundy'in, richard ramirez'in, charles manson'un olacağım senin... karnını deşeceğim.

27 Mar 2012

Yıldızımın parladığı anlar...

işte o anlar

20 Mar 2012

aynısını kız arkadaşın yapsa ister misin


ne zaman erkek olarak bir fantezimden bahsetsem, başka kızları da içine alabilecek bir yorumda bulunsam, hemen ortamda bulunan birisi tarafından yöneltilen sorudur. peki kız arkadaşın aynısını yapsa ister misin? tabi ki istemem amın oğlu, ardından hemen can alıcı tepki gelir, e o zaman sen niye istiyorsun? sen sor diye amına kodumun çocuğu.

bu gibiler yüzünden yemin ediyorum fantezi dünyam köreldi. ayda bir rus’a gitmek bünyeye iyi gelir diyorsun, o zaman kız arkadaşın da italyan erkeklerine koşsun diyor, bazen başka kızlarla da birlikte olmak lazım gelir diyorsun, o zaman sevgilin de başka erkeklere gitsin diyor. lan olm bi sus yahu, sen benim sevgilimin avukatı mısın amına koyim. o kadar sinir oluyorum ki sana anlatmak mümkün değil.

erkeğin her yaptığını kadınların da yapması şart mı? bırak rus’undan, ukraynalısından da eksik kalsınlar. aslında bunlara, bu soruyu her sorduklarında 'evet isterim tabi keşke yapsa' falan diyeceksin ki sussunlar.

- lan olm, aslında vizeler kalkmışken bir batum yapmak gerekir.
- peki, sevgilin de aynısını yapsa ister misin?
- isterim lan, hatta biletini bile ben alıp korum cebine, gitsin batum erkekleriyle düşüp kalksın
- ....
- batumlu bir koca bulsun kendine, çocuk doğursun
- şişşş tamam
- grup yapsın lan batum'da!!

eti canga reklamındaki odunla dövülesi ergen


elinde anasından babasından aldığı harçlıklarla satın aldığı eti canga olduğu halde odasına giren, annesinin saatlerini vererek düzenlediği odayı, elindeki canga’yı yiyerek bok eden ergendir. neymiş rastgele dağıtılmış fıstıklarla süslenmiş canga yediği için düzeni sevmezmiş, bu nedenle odasının da bok içinde yüzmesi gerekliymiş. sorunca da “ben aradığımı çok rahat buluyorum, odama girmeyin benim” falan der bu tipler.

hiç kendini üzmeyeceksin hemen babasına haber vereceksin, babası gelip o dağıttığı odanın içinde bunu yuvarlaya yuvarlaya dövecek. döverken de canga yiyecek ki neresi gelirse oraya vursun. ben böyle pis bir ergen görmedim arkadaş. tamam kullanırsın oda dağılır anlarım da bile bile ananın saatlerini verip düzelttiği odayı neden dağıtıyorsun? mal mısın, mundar mısın, nasıl bir sikin mahsulüsün olm sen?

anti aging ürünü kullanıp memnun kalan kadın


anti aging ürünlerine bir yıl içerisinde milyar dolara yakın para harcanıyor. bu ürünlere rağbet edenlerin büyük çoğunluğunun kadın olduğunu söylemeye gerek yok. göz altı torbalarını giderici, kaz ayağı görünümünü azaltıcı, yüz gerici, gıdı yok edici, kol altı sarkmalarını önleyici, selülit önleyici, dudak üstü büzülmesi geri alıcı, t bölgesi mükemmelleştirici derken kadınlar bu ürünlere büyük paralar akıtıyorlar. üstüne üstlük göt kadar ürün dünyanın parası. içine yan yana iki tane fındık koyamayacağın kutudaki ürünler 500-600 lira. her gün yeni bir şey çıkarıyor üreticiler. kolajen2000, antioreksidaz 1500, sıkger700, qten, metamordaz5000, vs. derken kadın daha el kadar kremi bile bitirememişken yeni çıkana koşturuyor.

peki bu kadar para harcanıyor, bu kadar ar-ge yapılıyor, bu kadar ürün geliştiriliyor, bu ürünleri kullanıp da bundan memnun kalan kadın var mı? oranı kaç bunun? kaz ayağı görünümünü geri almak için 700 liraya krem alıp da “oh be nihayet kaz ayağı görünümünden kurtuldum” diyen kadın gördünüz mü siz hiç? ya da “hiç selülitim kalmadı”, “cildim 10 yaş gençleşti”, “gıdım iki ayda yok oldu”, “koltuk altından sarkan etler cillop gibi oldu” diyen kadın gördünüz mü hiç? “ay qten enfes bir şey öneririm” diyen biri oldu mu? yahu o kadar para döküyorlar, o kadar uğraşıyorlar şifa niyetine çevrenizde bu ürünleri kullanıp da memnun olan, vaat edilen gelişmeyi yaşayan biri var mı?

ben söyleyeyim, böyle bir kadın yok! varsa bile toplam kullanıcı içerisindeki oranı “binde” ile ifade edilecek düzeyde. bunu bilmiyor mu kadınlar? göz altı torbalarını aldırmadıkça, göz altı morluklarına fondöteni basmadıkça düzelmeyeceğini bilmiyorlar mı? bak ben erkeğim, bir defa göz altı morlukları için, enerji verici, giderici, düzeltici bir ürün aldım kullandım bitirdim baktım bi sikim olmuyor, değişen hiçbir şey yok bir daha da böyle şeylere rağbet etmedim. e kadınlar görmüyor mu bunu? farkında değiller mi kaz ayağının düzelmediğinin, dudak üstündeki kırışıklıkların geçmediğinin, gıdının sarkmasının engellenemediğinin? ne demeye hala kanıyorsunuz, hala deli gibi para döküyorsunuz bu ürünlere?

reklamlarında şey diyorlar “%300 düzelme” ooo diyorsun, %300 ha demek ki bayağı iyi, ama altta “*” işaretinin yanında şöyle bir şey yazıyor, “en büyük rakibine göre”, “placeboya kıyasla”. lan olm en büyük rakibin %0,0001 başarı gösteriyor, sen %300 fazla olunca başarın oluyor %0,0003. ama bunu diyemiyorsun da boku rakibine paslıyorsun, rakibin ne yapmış ki sen ne yapasın. bir de placeboya göre kıyaslamaları var, lan placeboya göre bokumu kıyaslasam ben, en az %50-60 daha yüksek bir başarı sağlarım amına koyim kimi kandırıyorsunuz?

kadınlar ne olur uyanın artık. ceviz kadar ürünlere binlerce lira vermeyi kesin, bin tane kozmetik firması var hepsinin kazancı dünyaları buluyor sizin bu kullanıp kullanıp bir bok elde edememe sevdanız yüzünden. eğer çok istiyorsanız, götünüz yiyorsa estetik olun, bak o zaman sonuç almanız mümkün ama sabah akşam gözünün altına pıtıpıtı diye vurarak krem sürmeyle bi bok olmuyor işte kabul et. hem bütçene, hem ülke ekonomisine acı. öldürülen balinalara, köpek balıklarına acı amına koyim. senin kaz ayağı görünümün placeboya kıyasla %300 daha düzgün olacak diye nedir lan çektiğimiz bu eziyet.

kadınlar… lütfen, qten, kolajinaz, gerdiraz, morlukazaltaz, diye diye sikiyorlar sizi. qten diye elinize attırsalar haberiniz olmayacak, farkına varmayacaksınız. o halde nedir bu hırs?

kız düşürme yolları volume #2


“yok abi ya, benim kız falan bulacağım yok” diye ağlayan gençler, delikanlılar, orta yaşa ulaşmış kır saçlı olgunlar, toplanın işte size %100 çalışan bir kız düşürme (aslında bu tabiri kullanmam ama gençlere hitap ederken onların dilinden konuşmak lazım) repliği. gelelim kullanımına.

öncelikle bu sözü “pardon sizi birine benzettim”, “kusura bakmayın sizi falanca sandım” gibi çiğ sözlerle karıştırmayın. bu cümlenin sihri “o” vurgusundadır. nedir bu vurgu? hani amerikalıların “the one” dedikleri ruh ikizi durumu var ya işte bu “o” oradaki “o”dur. kızı birine benzetmek, biriyle karıştırmak meselesi değil bu, kızı “o”na benzetmek durumudur.

işte önemli mesele budur, kızın kendisini “o”na benzetildiğini anlaması. yoksa yukarıda bahsettiğim çiğliğe düşersiniz ki sonu hüsran olur. bu cümleyi yavşak gibi “eheheh sizi ona benzettim pardon ya” diye kurmak var, buğulu gözlerle, hafif yıkılmış bir edayla, sözler boğazınıza düğümlenmiş gibi çıkarken “pardon..(es veriyoruz) sizi “o”na (vurgulu söylüyoruz) benzettim…(es veriyoruz, gözlerimizi kızdan ayırıp yavaşça yere doğru eğerken ve kızın omzuna dokunan elimiz hafifçe aşağı düşerken tekrardan) pardon…” diyoruz.

bu cümleyi anlattığım gibi kurup da, o kızı alıp gidemeyenler beni bulsun, yüzüme tükürsün. çalışmama ihtimali yok!

kolay gelsin… pardon… aferin oluyor.

kız düşürme yolları volume #1


bugüne kadar yazdıklarımdan ibret alıp, onları uygulayıp hala sap gibi dolaşanlar varsa kulak versinler. işte size %100 çalışan bir kadın düşürme, sevgili yapma, tek gecelik ilişki yaşama sözü. gözünüze kestirdiğiniz kadının yanına hayattan bezmiş bir ifade ile gidip oturuyorsunuz (bu barda olabilir, barda değilseniz yakınlarında durmanız da yeterli). bir süre takıldıktan sonra “parfümünüz…” deyip bekliyorsunuz. kadın büyük ihtimal size “efendim?”, “pardon”, “anlamadım”, vb. bir laf edecektir işte bu noktada lafı koyuyoruz. “parfümünüz, o da bu parfümü kullanırdı…” deyip içleniyoruz, mümkünse kendimizi fazla kaptırmadan bir iki damla gözyaşı döküyoruz.

eğer bu noktada kadın sizi teselli etmiyorsa, üzülme, sıkılma, kimdi o? gibisinden sorular sormuyorsa fazla oyalanmayın hemen yeni bir hedef bulun, ama tek bir ilgilenme cümlesi kurarsa hayırlı olsun. direkt alıp gidin. bu yöntem 100 kadından 98’i üzerinde etkilidir, kalan 2 kişiye de sevgilileri olduğu için etki etmemiştir. yoksa başka türlüsü mümkün değil.

ilk çocuğunuza benim adımı verin yeter, başka bir şey istemiyorum.

90'larda ergen olanların bugün erken boşalması


90’ların başında ergen biri olarak, çevremde bu türden bir iddiayı ispat edecek yeterli kişi sayısına sahibim ve yaptığım gizli araştırma sonucunda dehşet içerisinde gördüm ki 90’ların başında ergen olan her yüz kişiden 95’inde erken boşalma sorunu görünüyor. yani kendi küçük çevremden çıkardığım sonuç bu durumun gerçek olduğu yönündedir. bu sonucu neye bağlayacağımı bilmedim. 80 darbesi sonrası yetişen apolitik gençlikten, calimero’ya, clemenitne’den, tutti frutti’ye uzanan geniş bir yelpazede olayı değerlendirdim ve kendime göre bir sonuca vardım.

90’ların başında ergen olanların yaşadığı erken boşalma sorununun temelinde ebeveynlerin bilinçsizliği, gençliğin aceleciliği ve özel kanalların açılmaya başlaması olgularının eşit derecede etkisi olduğunu gördüm. bunun yanında playboy, penthouse, kral, ballı üçgen, şeftali gibi dergilerin bayilerdeki yerini almasının da etkisi yadsınamayacak kadar belirgin.

bugünün ergenleri şanslı çünkü anne babaları 90’lı yılların ergenleri, kendi çektikleri sıkıntıları iyi bildiklerinden çocukları ile empati kurabiliyorlar. mesela selamsız sabahsız dingonun ahırına girer gibi ergenin odasına dalmıyorlar. kapı vurma adeti ebeveynler arasında yaygınlaştı. bizim zamanımızda, 90’ların başında annenin babanın nereden çıkacağı belli olmazdı, odanda (varsa) penthouse’ı yere yayıp çalışmaya başlamışken, pat diye odaya birisinin dalması son derece olağandı. hal böyle olunca tilki uykusu gibi tek kulağımız kapıdayken kendimize hallenirdik. bir elimiz önümüzde, ayağımız aniden açılmasın diye kapının altında, kulağımız evin seslerine konsantre olmuş durumda otuzbir çekerdik. hal böyle olunca, bu yüksek adrenalin seviyesi 31’in ortalama 1-3 dakika arasında sürmesi sonucunu doğuruyordu. ben mesela bugün 5 yaşındaki oğlanın odasına girerken bile kapı çalıyorum, eşim buna şaşırıyor, çok modern ve saygılı bir babasın diye beni övüyor, arkadaşlarına benim özel hayata ne kadar saygılı olduğumdan bahsediyor. oysa bilmiyor ki ergen odasına girerken kapı çalmak saygı değil mecburiyettir. biz yaşadık biliyoruz, o da bundan 5-6 yıl sonra acı bir tecrübe ile bunu öğrenecek. şimdilik sürprizi bozmak istemiyorum.

hakeza aynı şekilde, gecenin bir yarısı izlenen tutti frutti’de, kırmızı noktalı filmlerde bir şeyler yapabilmek için ebeveynin uyuduğundan emin olmak, kalkarlarsa seslerini duyabilmek için yine yüksek bir konsantrasyon seviyesi gerekliydi. gördüğümüz iki memeye karşın bel suyumuzu (90’larda böyle denirdi) ortalığa saçabilmek için harcadığımız efor, otuzbirin bizatihi kendisini gölgede bırakıyordu. mesela şöyle söyleyeyim otuzbir yapınca bir ergenin beyninde 100 sinir hücresi aktif oluyorsa, otuzbir çekerken ortamı kolaçan etmek ve gereken tedbirleri almak için bir ergen asgari 10.000 sinir hücresi teyakkuza geçiyordu. hal böyle olunca, bu gerilimi, tansiyonu kaldırmayan beyin, kalbi, vücudu korumak için boşalmanın mümkün olduğunca kısa sürede gerçekleşmesini sağlıyordu (1-3 dakika arası).

şimdi size saçma gelebilir tüm bunlar, ama zaten siz altı ay boyunca tek otuzbir malzemesi olarak penthouse’dan koparılmış bir çıplak kadın resmini kullanmak zorunda olmayı da bilmiyorsunuz ki? redtube ayrı, youporn, youjizz ayrı, brazzers ayrı, ulan milliyet galeri bile bizim elimizdekilerden daha iyiydi. malzeme yok, tesis yok, zaman yok, kapı çalan yok, demirel, inönü var, eee biz erken boşalmayacağız da kim erken boşalacak?

sabah gazetesinin verdiği şamdan ekinde, hıncal pizzas yaparken biz de bir yandan ayağımızla kapıyı tutup, kulağımızla annemizin ayak seslerini dinlerken otuzbir çekmeye çalışırdık. 44 saniye sürdüğünü bilirim.

kadınlar neden mastürbasyon yaparken yakalanmaz?

gayet mantıklı bir durumdur. erkeklerle kıyaslandığında mastürbasyon yaparken yakalanan kadın sayısı ihmal edilecek kadar düşüktür. bunun türkiye’ye özgü sebepleri arasında ilk sırayı kadınların çok fazla mastürbasyon yapmamaları ve yapacakları zaman pat diye birinin dalma ihtimali olmayan yerleri tercih etmeleri gelmektedir. ancak olaya global açıdan yaklaşırsak da kadınların mastürbasyon yaparken yakalanmadıklarını görüyoruz. bunun da sebepleri var.

birincisi kadınlar mastürbasyon yaparken herhangi bir şeyi dışarı çıkarmaları gerekmiyor, aksine ellerini içeri doğru sokmaları ve küçük hareketlerle olayı sürdürmeleri gayet basit. hal böyle olunca acil bir durumda sadece ellerini çekmeleri kafi oluyor. oysa erkeklerin ellerini çekip bükülmesi olanaksız bir şeyi donun içine iteklemeleri de gerekli ki kolay olmuyor. araba farı görmüş geyik gibi kalakalıyor erkek milleti.

ikinci en önemli sebep ise, kadınların mastürbasyon yaparken çok daha hızlı şekilde boşalıyor olmaları. sevişirken 35 dakika bana mısın demeyen kadın, mastürbasyon yaparken 3 dakika gibi bir sürede ellerini yıkayıp işine dönmüş oluyor. yani erkeklerin tam tersi, erkekler sevişirken 3, mastürbasyon yaparken 13 dakikada boşalırken kadınlar sevişirken 35-55, mastürbasyon yaparken 2-4 dakika arasında orgazma ulaşır. bunun sebebi erkeklerin mastürbasyon yaparken bir şeyler izliyor, bir şeylere bakıyor olmasıdır. oysa kadın gözünü kapattı mı bütün dünya emrinde.

evet, bu basit sebeplerden dolayı kadınların mastürbasyon yaparken yakalanmaları zordur. orgazm eğrileri erkeklerde olduğu gibi bir parabol çizmediğinden, bir tepe nokta barındırmadığından, zirveye ulaşmanın ardından plato yaptığından orgazma ulaşmış bir kadını yarıda bölseniz size “buyurun, ne vardı?” diyebilir. ama orgazm anında bir erkeğin odasına dalsan itfaiye eri gibi suyu tükenene kadar sulamaya devam ederken böğürmeyi de ihmal etmez.

evet, son olarak neymiş, olm ne bitmez çilemiz var lan bizim. saygılar.

31 Oca 2012

iltifattan etkilenmeyen kadın


- bugün çok güzelsin
- öyledir de bak ne diyeceğim...

- senin gibi akıllı, güzel bir kız daha tanımadım inan
- tanırsın ya ne olacak bir sürü var benim gibi

- makyaj yapmana hiç gerek yok bence, makyaj senin güzelliğini perdeliyor
- nasıl ama, rimelim iyi değil mi? yeni aldım mak faktar.

böyle kadınlardır bunlar, yapılan iltifatı alırlar, güzel bir göğüs istopunun ardından taca atarlar. ya iltifata zerre kıymet vermiyorlardır, ya çokca iltifat aldıkları için bağışıklık kazanmışlardır ya da sizin önünüzü kesmek istiyorlardır ki %99 sonuncusudur. eğer bir kıza yaptığınız iltifatlar karşılık bulmuyorsa platonik aşk yaşamaya kendinizi hazırlasanız iyi edersiniz. çünkü bir kadın erkeğin iltifatını almıyorsa ondan uzak olmaya çalışıyordur.

gözünüzün önünde bir film şeridi gibi geçti değil mi, hoşlandığınız kızın iltifatlarınız karşısında sığır gibi bakması? boşver arkadaşım, ben as good as it gets filminde jack nicholson'ın, kadının ayaklarını yerden kesen "senin için iyi biri olmaya çalışıyorum" iltifatını yaptığımda hoşlandığım kız, "ay o filmde bir köpek vardı hastaydım ben ona" demişti.

köpek çektiler olm bana sen ne diyorsun... üzülme.

23 Oca 2012

ecnebilerin taharet alışkanlıkları


hani bazı konular vardır sorup öğrenebileceğiniz bir şey değildir, araştırıp bilgi edinme şansınız da yoktur, böyle internette, ansiklopedilerde, kitaplarda falan yer almaz. direkt kaynağından öğrenmeniz gerekir de kaynağa sormaya yüzünüz tutmaz. işte ecnebilerin taharet yöntemleri benim için böyle bir konudur. gerçi neden bu kadar merak içinde olduğumu ben de bilmiyorum ama bir şekilde bu konuya vakıf olursam büyük bir gizemi sonlandırmış olacağım sanki.

şimdi bildiklerim şunlar, bunlar taharet musluğu kullanmıyor, onun yerine sadece tuvalet kağıdı kullanıyorlar. yani bir nevi sil-çık olayı ve fakat bu beraberinde bir takım sorular getiriyor. tamam işediğiniz zaman sorun yok, silip çıkmanız çok da abes değil ama arkadaş olay büyüdüğü (!) zaman sil-çık ne derece verimli olabilir ki? tuvalet kağıdı sadece sıvama işlemi görür gibime geliyor. acaba diyorum sıçıp sıvamak deyimi bize avrupalılar’dan falan mı geçmiş? yani afedersin sen kıçına hiç su değdirme, kuru kuruya bir sil çık olacak iş mi?

kaldı ki böyle bir durumda tuvalet kağıdının “tek yaprak yeter” sloganını karşılayacağından emin değilim. hal böyle olunca kağıdı klozete falan da atamazsın, atarsın da 1 ay sonra tıkarsın o tuvaleti benim güzel kardeşim. çöp kovasına atsan… arkadaş üç büyük abdest sonrası o tuvalete girilmez ki kokudan? günde 10 defa tuvalet kağıtlarını boşaltman gerekir.

biliyorum yapacak başka işin yok mu lan senin diyorsunuz ama arkadaş merak içindeyim. bu adamlar nasıl taharetleniyor? su olmadan nasıl bir hijyen yakalıyorlar merak içindeyim. bir de böyle filmlerde falan görüyoruz, kadının eteğinin içine tuvalet kağıdı sıkışmış peşi sıra geliyor onunla, adamın ayakkabısına yapışmış mesela upuzun bir tuvalet kağıdı. yahu ne yapıyorsunuz da böyle oluyor? yani tuvalet kağıdını koparmadan mı kullanıyorsun da donunun içine sıkışıp peşinden geliyor? arkadaşım siz ayda kaç rulo kağıt bitiriyorsunuz? kaç kağıda siliyorsunuz o mabadı ki bu kadar uzun kağıtlar sizi komik duruma düşürecek şekilde peşinizde salınıyor?

anlamıyorum, bu ecnebilerin taharet olaylarını anlamıyorum. soracak kimsem de yok, olsa da sanırım soramazdım. gerçi önümüzde russian institute gibi bir örnek var ama o sayılmaz sanırım. çünkü ortaçağda bile taharet alışkanlığı bu enstitüden iyidir diye düşünüyorum. neyse çok uzattım farkındayım, elin götünün derdi beni gerdi anasını satayım ama birgün, elbet birgün bu konuyu çözeceğim ve o zaman her şey çok başka olacak… belki de hiçbir bok olmayacak emin olamadım.