18 Eki 2011

akşam pazarında erkek olmak


şu hayat bana iki tür kadından korkmayı öğretti, birisi çocuğuna laf söylenmiş kadın, bir diğeri ise akşam pazarında domates tezgahının başındaki kadın.

“ay azıcık açıl da biz de seçelim, kaplamışsın bütün tezgahı” bunu bana söylüyorlar bir tek. çünkü akşam pazarında erkek olacak kadar deli bir ben varım. tezgah başındaki kadınlar arasında adı konulmamış bir anlaşma var, birbirlerinin alanlarına girmiyorlar, birinin dokunduğu domatese bir başkası yan gözle bakmıyor, bekliyor ki pazarcı tartsın, fazlalıkları tezgaha geri koysun, o da kapsın. ama ben bu anlaşmanın taraflarından biri değilim, erkeğim, beni hoyratça itip kakıyorlar, yaşlı yaşlı teyzeler resmen meydan okuyor bana, otobüste yer istemek için titreyen bacakları tezgahtan tezgaha seğirtiyor.

“evladım zaten irisin…” şeklinde başlayan cümlelerle dövüyorlar beni, tezgahın bir ucunda kimsenin beğenmediği mandalinalarla haşır neşir olmak zorunda kalıyorum. senin boyun uzun, şunları devirsene bu yana diyerek isteklerine ulaşmada bir araç olarak kullanıyorlar beni. resmen akşam pazarında, bacakları varisli teyzeler tarafından kirletiliyorum. pazar arabam birisinin ayağına takılsa gözleriyle tecavüz ediyorlar bana, pazar onların alanı ve beni istemiyorlar. oysa ben kısa kuyruk’u takip eden belgeselciler gibi onların peşindeyim. ucuz, güzel domatesin yerini bir tek onlar biliyor. afrika savanalarında su bulmak için filleri takip eden deve çobanı gibiyim, nerede teyzenin yoğunlukta olduğu bir tezgah var usulca, teyzeleri ürkütmeden yanaşıyorum. ama kokumu almaları uzun sürmüyor, grup beni bir türlü aralarına kabul etmiyor.

kabul edilmem için tezgahın ortasında en iyi yeri tutmuş olan, en kalın bacaklı teyzeyle kapışmam gerek. onu biraz yana itip kendime yer açabilirsem gruba dahil edileceğimi hissediyorum. işte o zaman teyzeler bana, “evladım onları alma, bak iyisi bunlar” diye yol bile gösterecek. ama sürü liderini yenmek çok zor, arkasına dayadığı pazar arabası, gövdesiyle abandığı tezgah, iki eliyle doldurduğu sepetiyle yanında yer açmak mümkün değil. daha ilk denememde “gel evladım sırtıma çık” diyerek beni grubun hedefine oturtuyor…sanırım başaramayacağım.

yan yana yürüyen dört kadının arkasında kalmak bana büyük zaman kaydettiriyor. bir an önce bu engeli aşıp, son kalan seçmece ince kabuklu kahvaltılık çanakkale tarla domateslerinin bulunduğu tezgaha varmam lazım. ama sürünün üyeleri liderlerine rahat bir hareket alanı sunmak için beni resmen ekarte ediyor, ben hüzünlü gözlerle uzaktan tezgahı süzerken, sürü lideri kalın bacak çoktan en iyilerini sepetine doldurmaya başlıyor… bu kesin bir mağlubiyet.

akşam pazarında erkeklere yer yok, burası kalın bacaklı teyzelerin hüküm sürdüğü bir cangıl. size şans vermiyorlar, sizi umursamıyorlar, sizin bir tehlike olduğunuzu sezdikleri anda sürü lideri diğer sürü elemanlarıyla bir olup sizi alaşağı ediyor. burada merhamet yok, acıma yok. çengelköy bademine ulaşmak, ince kabuklu çanakkale domatesini seçmek, çavuş üzümünün en sarılarını elde etmek için aşmanız gereken engeller çok.
***
bugün akşam pazarı maceramın 6. günü… kalın bacak bana alıştı…
***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder