25 Mar 2011

ilk sevişmede kadını cinsellikten soğutmak


size bunun yollarını anlatacak değilim. zira bu öğrenilen bir şey değil tamamen insanın içinden gelen ya da gelmeyen şeylerle ilgili. genellikle 30 yaşına kadar sevişemeyen erkeklerde görülen yaygın bir davranış biçimi. tabi sadece erkekte bitmiyor iş, kadının da ilk cinsel deneyimini yaşıyor olması gerek. zira “ulan bu muymuş, sikerim böyle işi” diyebilmesi için kıyas yapma kabiliyetinin olmaması gerekiyor.

...
ama nasıl atıp tutuyorum, “sevişmek bir sanattır”dan girip, “kadını hamur gibi yoğururum”la noktalıyorum. her sözümde biraz daha büyüyorum, bir insan değil dünyaya insanlara sevişmeyi öğretmesi için gönderilmiş bir yarı tanrı olduğumu hissediyorum. okuduğum onca penthouse, playboy forum köşesinden, ero ansiklopedisinden, sağlık ansiklopedisinin cinsellik temalı 7. cildinden aldığım bilgilere öyle güveniyorum ki, “bir kadınla bir kere sevişmem yeter kendime köle ederim” düşüncesiyle dolup taşıyorum.

beni dinleyen, söylediklerime kulak veren, cinsellik konuşmakta bir beis görmeyen birini bulmam neden 30’lu yaşlarıma kadar gecikti hiç sorgulamıyorum. içimde biriktirdiğim teorik bilgileri kusacak mecra arıyorum. öyle ikna edici konuşmuşum ki bir sevişme fırsatı gelip avuçlarımın içine kondu. ağlasam olmaz, sevinsem ayıp kaçar, gayet olgun bir şekilde karşılıyorum. ne de olsa işi kaynağından öğrenecek bir kadın var karşımda, aciz görünmemeliyim.

hayır! diye bağırınca ben, kız ürküyor biraz haliye. hayır diyorum sen hiçbir şeye dokunma seni ben soyacağım diye gürlüyorum 5 metrekare odanın içindeki çekyatın üstünde. önce kalk da şunu bir açayım demem biraz abes kaçıyor zira önceden yapmış olmam gerekirdi bunu. usulca kalkıyor, çekyatı açıyorum, tam yanıma oturacakken ayakta başlayan sevişme pratiği geliyor aklıma (ero ansiklopedisi 17. fasikül) usulca tişörtünü çıkarıyorum, tokaya takılıyor, toka yere düşüyor ama tişört gelmiyor, içimden amınıavradınısiktiğiminin tişörtü diye söylenerek tişörti çekiştirmeye başlamamla kızın çığlık atmasının aynı zamana denk gelmesi beni frenliyor. zevk çığlığı olamayacak kadar tiz ve keskin…bir tutam saç geliyor elime.

sen çıkarsana şunu ya! sutyen karşısındaki acizliğimi yüzüme çarpıyor, ellerini arkasına alıp şıp diye çözüyor sutyeni, bunu anlatan bir fasikül var mıydı diye hızlıca düşünüyorum, yok. göğüslerle nasıl ilgileneceğimi şaşırıyorum. sınav öncesi bütün bildiklerini unutan öğrenci gibiyim, bir sıkıyorum, bir avuçluyorum, biraz geri çekilip bakıyorum. “ne yapıyorsun sen?” sorusuyla kendime geliyorum. “emiyorum” sözü istediğim etkiyi uyandırmıyor. açıkçası nasıl bir etki beklediğimi bile bilmiyorum.

karşımda çırılçıplak bir sanat eseri var ve ben onu izliyorum. tam bu vücudun hakkını verecekken, “sen böyle mi duracaksın?” sorusu kafamı karıştırıyor. o an üstümdeki gömleği, altımdaki haki yeşil pantolonu, çoraplarını hissediyor bedenim. ulaaan ben soyunmamışım dememle soyunmaya başlamam bir oluyor. çekyatın üstünde çıplak uzanan bir kadın ve odanın ortasında soyunan bir ben var. elbiselerimi katlamasam daha iyi olabilirdi diye düşünürken, kızın yüzünden sıkıldığını okuyabiliyorum. ortama neşe ve haz katmak için “come to papa” deyip başlayacakken, “papa mı?” sorusunu son derece gereksiz buluyorum. “babacığına gel” demek yani demem sorunun çözmediği gibi daha da büyütüyor. “babacığına gel mi? bu ne pis bir ifade ya” diye ortamı geriyor haspa ama playboy 24. sayı forum köşesi 2. mektup geliyor aklıma, gergin ortamı yumuşatmak için dudaklarına yapışıyorum. dişim dudağını kesiyor, odada peçete yok, daldaşak mutfaktayım.

gerginliği azaltamıyorum, aklımdaki “bari eline alsa” düşüncesi gitmiyor bir türlü. hedef küçültüyorum, seks dolu bir geceden ne zaman “hiç olmazsa eline alsa” düşüncesine geldim hiç bilmiyorum. 2 saat sonunda geldiğim nokta çekyatın üzerinde çırılçıplak bağdaş kurup oturan ben ve giyinen kız. “harika olabilirdi” diye fısıldıyorum, ne? diyor, hiiiç deyip susuyorum.

odada tek başıma otururken posta gazetesinde haydar dümen’in köşesine ilişiyor gözüm. “24 cm penis kız arkadaşıma büyük geliyor” sorusuna bakıyorum. kıvır götüne sok pezevengin evladı diyorum ama hafiften de imrenmiyor değilim. 24 cm bende olsaydı bugün her şey çok başka olurdu diyorum.

üçüncü mesajıma da cevap gelmiyor.

kendi kaybeder…(penthouse, 46. sayı, forum köşesi, “sekreterime abandım” konulu mektup)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder