23 Mar 2011

Göbek atan kadının karşısında el çırpan erkek


o sabah başıma geleceklerden habersiz mutlu bir güne uyandığımı zannediyordum… öyle olmadığını anlamam uzun sürmedi, “akşama nilüfer’in düğünü var unutma” lafı, çok uzun sürecek bir günü kısacık bir zaman dilimi içerisinde haber vermişti bana.

oysa eşim bana bunu aylar öncesinden söylemişti, klasik bir erkek davranışı olarak “nasıl olsa bir yolunu bulur, kaytarırım daha çok var” yanılgısına düşmüştüm o zamanlarda. kadınlar akıllıdır, erkeğin yapmak istemeyeceği şeyleri aylar öncesinden söyleyip zaman içinde unutulmasını sağlarlar, günü geldiğinde de “bunu sana söyleyeli bir ay oluyor!?” çıkışı ile sizin elinizi kolunuzu bağlarlar. evet bana da söylemişti, zerrece gitmek istemediğim bir organizasyon resmen kucağıma doğmuştu sabahın o saatinde. hala bir şeyler yapabilirim düşüncesiyle “bakarız” dedim. bakarız dedim çünkü gün içinde daha düşünecek saatlerim vardı, illaki bir iş toplantısı, bir kaza ortaya çıkardı. “nasıl bakarız ya? söz verdim kıza sen bir şey demeyince, altın bile aldım” diyerek ölüm vuruşunu da yaptı. artık iyice kapana kısılmıştım, “tamam” deyip olay mahallini terk etmekten başka çarem yoktu, öyle de yaptım.

-damat bizim kızın teyi değil
-neyi değil??
-teyi değil, teyi

fransız sinemasını takip eden, klasik müzik dinleyen, ayda iki-üç kitap bitiren, 5 dernek üyesi eşin dediği lafa bak? damat gelinin teyi değilmiş. isterse ceo olsun bir kadını annesinin, akrabalarının yanında görmeden tanımak mümkün olmuyor. evde konferans veren kadın birden yer sofrasında yufka açmaktan kalkıp düğüne gelmiş hasibe yenge’ye dönüşmüştü. korktuğum başıma geliyordu. “ay ne oynayacağım be, altınımızı takar, çifti kutlar kalkarız” diyen eşim düğün salonu orgunun sesine kayıtsız kalamıyordu, ufaktan el çırpmalara, ayak sallamalara ve “bak şu rükiye halamın kızı, yanındaki de nişanlısı, çocuk bu sene uzmanlığını bitiriyormuş” demelere başlamıştı.

eğer rukiye halasını anlatıyorsa bu gece bitmez dememle birlikte kolumdan piste sürüklenmem bir oldu. karım rukiye halanın kızıyla karşılıklı gülüşerek tepinmeye başlamıştı bile. ben takım elbisesinin içine hapsolmuş küçük bir çocuktum, hatta ürkek bir kız çocuğuydum artık. biraz önce pisttekilere bakıp burun kıvırırken akrabaların hedef tahtasına kurulmuştum. piste çıktıktan sonra ben oynamasını bilmem demenin bir anlamı yoktu, mecbur bir şeyler yapacaktım.

eşim, gaddar eşim yüzünü bana bir dönse onu kendime oyun arkadaşı edecektim ama kahrolası rukiye halanın kızı esir almıştı onu. mal gibi olduğum yerde dizlerimden yaylanarak, el çırparak ve tam anlamıyla bir güdü malı gibi gülerek oynadığımı zannediyordum. bu böyle 3-4 dakika sürdü sanırsam, sanırsam diyorum çünkü ben o arada görelilik teorisini test ediyordum. eşimin “napıyorsun sen ya?” sözleriyle kendime dönüş yaşadım “tam ebenin amını yapıyorum” demeye hazırlanıyordum ki ağır kaçacağını hissettiğimden sustum ama salondaki gürültüden istifade ederek behzat ç. biplemesi tarzında bir iki laf ettim. hadi oynayalım diyen eşimin karşısında yaylanmayı keserek sadece el çırpma moduna aldım kendimi. mal gülüşüm ise hala suratımdaydı biliyorum.

eşim dansöz gibi kıvırıyor, bense karşısında onu takdir edercesine el çırparak tam bir amınoğlu esteban kıvamında dikiliyordum.

eziyet ne zaman bitti, eve nasıl geldik, ayrılırken rukiye halanın kızı bana neden sarıldı, rukiye hala kimdi gibi sorular eşliğinde uykuya daldığımı hatırlıyorum. ertesi gün mutlu bir güne açtım gözlerimi, dün gecenin bitmiş olması bile başlı başına bir mutluluk sebebiydi. eşime günaydın dedim, günaydın dedi, “önümüzdeki ay rukiye halanın kızının düğünü varmış” diye ekledi…

kabul “yarraaamı giderim” lafı biraz ağır oldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder