4 Oca 2011

tamirci çırağı şarkısındaki apaçi çırak


tamirci çırağı şarkısı üçlemesinin en son ve bence en iyi tipidir. bundan evvel “tamirci çırağı şarkısındaki zengin orospu” ve “tamirci çırağı şarkısındaki eyyamcı usta” karakterlerini işlemiştik. serimizi aslında hepimizin yakından tanıdığı, bir dal sigara emanet edilmeyecek apaçi çırak ile noktalıyoruz.

şarkıyı ilk dinleyen kişide iki duygu belirir; birincisi zengin, kendini beğenmiş, dalgalı saçlı zengin orospuya hiddetlenmek ve ezik, silik, garip çırağa üzülmek. ustası yanına gelip de bunun omzuna dokundu mu ağlamaklı falan olmak.

olma benim güzel arkadaşım. o çırak senin bildiğin, anladığın, duyduğun gibi gariban, masum, saf aşık, ezilmiş işçi sınıfının bir parçası değildir. bilakis dükkanına hizmet almaya gelmiş karıya kıza iki dakikada aşık olup, onlara sarkma hakkını kendinde gören bir apaçidir. bu ne şıpsevdiliktir arkadaşım? kız atölyeye gireli 5 dakika olmuş hemen aşık olmalar, hayallere dalmalar, bir daha ki gelişine hazırlıklar, tulumu çıkarmalar, saçları biryantinlemeler, taramalar, vs. resmen apaçisin.

bak nasıl anlatmış hislerini;

gönlüme bir ateş düştü
yanar ha yanar yanar
ümit gönlümün ekmeği
umar ha umar umar
elleri ak yumuk yumuk
ojeli tırnakları
nerelere gizlesin
şu avcun nasırları
otomobili tamire geldi
dün bizim tamirhaneye
görür görmez vurularak
başladım ben sevmeye
ayağında uzun etek
dalga dalga saçları

ustam seslendi uzaktan
oğlum al takımları

bir romanda okumuştum
buna benzer bir şeyi
cildi parlak kağıt kaplı
pahalı bir kitaptı
ne olmuş nasıl olmuşsa
aşık olmuştu genç kız
yine öyle bir durumda tamirci çırağına
ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları
arkası puslu aynamda taradım saçlarımı
gelecekti bugün geri arabayı almaya

o romandaki hayali belki gerçek yapmaya

durdu zaman durdu dünya
girdi içeri kapıdan

öylece bakakaldım
gözümü ayırmadan

arabanın kapısını açtım
açtım girsin içeri
arabanın kapısını
açtım girsin içeri

kalktı hilal kaşları
sordu kim bu serseri

çekti gitti arabayla
egzozuna doldu
gözümde tomurcuk yaşlar ağır ağır doldu
ustam geldi sırtıma vurdu
unut dedi romanları

işçisin sen işçi kal
giy dedi tulumları

işçisin sen işçi kal!
“ümit gönlümün ekmeği
umar ha umar umar”

neyi umuyorsun sen? 35 saniye gördüğün kızın sana aşık olup seni o hayattan çekip almasını mı?

“bir romanda okumuştum
buna benzer bir şeyi
cildi parlak kağıt kaplı
pahalı bir kitaptı
ne olmuş nasıl olmuşsa
aşık olmuştu genç kız
yine öyle bir durumda tamirci çırağına”,


allah aşkına planlara bak? kız buna aşık olacak ve bununla mutlu bir yuva kuracak. bak ne diyor devamında,

“o romandaki hayali belki gerçek yapmaya”

gerçek olacak olan aşk falan değildir, gerçekleşmesini istediği tamir ettiği araç altında sağda solda gezebileceği zengin bir hayat. sen nasıl delikanlısın lan? hangi kitapta yazıyor karı parasıyla hüküm sürmek? sorsan delikanlısın, adam gibi adamsın ama aklın karının parasında, aşkmış? lan it 45 saniyede aşk nerede görülmüş? o romandaki hayalmiş, siktir.

şimdi bana kızanlar vardır, olur mu ya onun aşkı saf ve temizdi diye. ben bunu diyenlere soruyorum 45 saniyede aşık olduğu birini tamirhaneden alıp evinin erkeği yapan bir kadın olabilir mi? olursa bu kadın 55 yaşından genç olabilir mi? kimse kendini kandırmasın bu eleman apaçinin hasıdır, ağababasıdır. gözü kızın parasında, gözü zenginlikte biridir. ustası da ondan farklı değildir, kız da az orospu değildir.

ne öğrendik peki? bizi bu kadar hüzünlendiren, duygusallığın zirvesine çıkaran tamirci çırağı şarkısındaki karakterlerin tümü işe yaramazdır. hepsi içten pazarlıklı, polimci, apaçi, eyyamcı, kaltaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder