5 Eki 2010

Senin elin yok mu?

allahım ne bitmez çilem varmış benim. daha çocuğu yuvaya vereli 1 ay olmadı yaşam koçu gibi oldum, her akşam çocuğu doldurmalar, yaparsın sen diye gazlamalar, el kadar bebeye gardını nasıl alacağını öğretmeler falan derken kendimi sorgulamaya fırsat bulamadım. oysa biz hümanist, şiddet karşıtı, sevgi dolu bir çocuk yetiştirmek için çıkmıştık bu yola. daha 4. yaşına yeni girerken kavganın inceliklerini öğretmek, kendisine vurana bir tane de onun vurmasını tembihlemek hiç yoktu planlarımızda.

hayatı boyunca hiç ciddi kavgaya karışmamış, kimseye yumruk atmamış olan ben, oğluma aparkatın nasıl çıkarılacağını gösterirken buldum kendimi, bir yandan da el kadar sabiye “gardını düşürme, gardını düşürmee!” diye inliyorum. gard nedir diye bön bön yüzüme bakıyor yavrum, ben bir hırsla ellerini yüzüne kadar kaldırıp erşan kuneri gibi “işte bu, işte bu” diyorum. ben ne zaman “acı yok!” tadında bir hava yakaladım farkında bile değilim. ancak bildiğim bir şey var ki demekle olmuyor, görmek, yaşamak lazımmış.

baktım çocuk yuvaya gitmemek için yaratıcılığının sınırlarını zorlamaya başladı bir sorun olduğunu hemen anladım. sorunun kaynağıyla bizzat karşılaşınca da çocuğu kampa alıp büyük gün için hazırlamaya başladım. bu sefer olacak diye kendimi; asla yılma, yeneceksin, zafer bizim olacak diye sabiyi gazlamaya başladım. ne annesini görüyor gözüm, ne gardını bile tutmayı beceremeyen sabiyi. o çocuğu yeneceğiz, acımızı çıkaracağız ondan, babasının suratındaki o pis sırıtışı silip atacağız, çok kan dökülecek……

ben şiddet karşıtı, sevgi dolu bir çocuk yetiştirme iddiasıyla girdim bu çocuk işine. şimdi bir dövüş makinesi yetiştiriyorum. bunda beceremedik ama ikincisini sevgi dolu yapacağım… hele şu gardını düşürmemeyi bir öğrensin her şey çok başka olacak. bir de midenin yerini öğrenmesi gerek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder