27 Eyl 2010

Babalar ve oğulları


-hangi kitabı alalım? bak burada winnie the pooh boyama…
-bunu isterim
-ama o büyükler için, okuma yazma…
-bunu isteriiimmmm
-bu mu, bakayım…. ama bu büyük…..
-bu bu bu bu
-tamam madem öyle istiyorsun.

sonrasında eve gidilir ve anneye “ama hayatım bir baktı ve bunu isterim dedi, bilinçli bir tercih bence” denilerek annenin sinir katsayısı itina ile yükseltilir. anneler çocuklarının isteklerine, düşüncelerine önem vermez demek istemiyorum ancak anneler çok akıllıca davranıyorlar. çocukların istek ve arzularını kendi fikirleriymişçesine ifade etmelerinin yolunu açıyorlar. çocuğa uygun olan şeyi onun seçmesine zemin hazırlıyorlar. babalar gibi çocuğun amaçsızca sağa sola saldırmasının önüne geçiyorlar.

babalar mantıklı, kendine güvenen, kararlarının arkasında duran bir birey yetiştirme sevdasıyla 2 yaşındaki çocuğa jule verne’in denizler altında 20 bin fersah hikayesini alabiliyor. ardından da bunu çocuğun tercihi olarak sunabiliyor. mesela baba evladına ne yemek istersin diye soruyor, çocukların %99’u bu soruya bir şey yemek istemiyorum diye cevap verir ve babaların %100’ü bunu böyle anlar. oysa anne gelir çorba, makarna, köfte ve pilav yapar hangisini yemek istersin diye sorar. demin aç değilim diyen çocuk 3 tabak yemek yer. sonra baba “ama bana aç olmadığını söyledi” diye suçu 3 yaşındaki yavruya atar.

babalar iyidir, güzeldir ancak bazı noktalarda çok yetersizdir. yeterli olmak konusunda da pek çaba sarf etmezler.

-ancak sen daha çok küçüksün
-bu güzel
-güzel ama sana daha küçük boy bir bisiklet alalım bence
-ben buna binebilirim
-binebilir misin? (inanıyor)
-evet
-peki o zaman bunu alalım (inandı)

evde:
anne- yahu 5 yaşındaki çocuğa dağ bisikleti alınır mı?
baba- binebileceğini söyledi ama…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder